21 Aralık 2011 Çarşamba

Bunu Sana Yazdım

Birazcık vaktim vardı bugün.
dışarıya çıktım.
ve üzerinde .. Belediyesi yazan siyah bir banka oturdum.
hemen sağımda, büyükçe bir saksıda,
onlarca sarı çiçek vardı dünyaya kocaman kocaman gülümseyen. 
sol tarafımda ve karşımda ise serviler uzanıyordu sessiz ve sakin.. 
mest olmaktaydılar sanki üşütmeden, usul usul esen tatlı bir esintiyle.
tam o sıralardadır ki,
bir kaç metre ötemdeki devasa heykele bakıp ürperirken ben,
belli belirsiz bir kaç cıvıltı işitti kulaklarım ağaçların sararıp solduğu şu karakışta.
biraz ötemdeki kırmızı gülleri ve 
onlara eşlik eden kıpkırmızı karanfilleri farketmem de 
bu esrarengiz cıvıltıların sahiplerini ararken oldu.
İşte tam on iki saat önce bir dünya gündüzünde,
o siyah bankta otururken ve seyrederken dünyayı,
yine seni düşünmekteydim.

18 Aralık 2011 Pazar

Bunu Sana Yazdım

Biliyorum.
Karanlıklardasın.
Biliyorum.
Sonu görünmeyen bir yoldasın.
Biliyorum.
Sanki dipsiz bir kuyudasın.
**
Ancak şunu da biliyorum ki, ey kendisini sevdiğimden habersiz kimse,
herkes düşmez o kuyulara;
herkes atılmaz o ateşlere;
her çiçek dağların tepesinde meydan okuyup baş kaldıramaz kara.
***
Girmeden önce ateşe, daha gencecikken
çokça yaşamak, çokça ağlamak ve İbrahim olmak gerek.
Düşmeden önce o karanlık kuyulara, daha küçcükken 
çokça aramak, çokça aldatılmak ve Yusuf olmak gerek.
Baş kaldırmadan toprağa, meydan okumadan kara, daha bir tohumken
mahkum olup karatoprağın altına, güneşi özlemek ve kardelen olmak gerek. 
**
Ağla birazcık bu yaşadıklarına..
ama üzülme ne olur.
göreceksin..
ne ateşler yakacak seni,
ne kuyularda karanlık boğacak..
ne de toprak mahkum edecek güneşsizliğe.
**
göreceksin..
göreceksin ey kalbi güzel.
göreceksin bak.

17 Aralık 2011 Cumartesi

Bunu Sana Yazdım "Bölüm 36"

Bölüm 36 
"Seninle Islanmak"

Dur bak sana bugünümü anlatayım birazcık. Çok işim vardı dün gece bu saatlerde, hatta öyle çoktu ki, tamamını bitirememiş olmakla beraber, sabaha karşı ancak yatabildim. Sekiz buçuk gibi açtım gözlerimi acı acı çalan telefonumun alarmıyla. Bir yandan kalkmak ve kalan işlerimi halletmek isterken aklım; diğer yandan kapanmak ve dalıp gitmek istiyordu gözlerim. Kalkamadım. Öylece yarı uyur, yarı uyanık döndüm durdum yatağımda ve nihayetinde dayanamayıp kalktım. Kalkmamdan yarım saat kadar sonra, ben kahvaltı yaparken mutfakta, sesler duymaya başladım dışarıdan. Hemen cama koştum. Beklediğim fırtına gelmişti ve dayanmıştı sonunda pencereme. Öyle bir rüzgar vardı ki, binanın önündeki o upuzun ağaç ikiye bölünecek sandım bir an. Yağmur rüzgarın kırbacıyla kah batıdan vuruyordu camlarıma, kah yön değiştip güneyden dövüyordu pencerelerimi. 


Yeryüzümüze yağan bulut parçaları öylesine büyüktü ve öylesine şiddetli bir şekilde çarpıyordu ki, sanki kurşun gibiydi herbiri. Geceden kalan işlerimi yapmaya devam ettim kahvaltımdan sonra; tabi  ara ara ara verip bu gök gürültülü ve şiddetli yağmuru seyrederken balkonumun kapısından. Öğleye doğru bir süreliğine dışarıya çıkmam gerekiyordu. Epey bi' düşündüm doğrusu, "çıksam mı, çıkmasam mı, gitsem mi gitmesem mi, ıslansam mı ıslanmasam mı; tüm bunları düşünsem mi, düşünmeden çıkıp gitsem mi" diye.. Nihayetinde sıkıca giyinip şemsiye de almaksızın atılmaya karar verdim dışarıya. Zaten bu fırtına da adımımı attığım anda ilk kaybedeceğim şey şemsiyem olacaktı; bundandır ki almadım onu yanıma.


İçime, ince de olsa uzun kollu bir şey giydim, üzerine de en kalın polarımı aldım kapişonu var diye, onun üzerine de su geçirmez kapişonu olan gocuğumu giydim. Kalbim dolu olsa da seninle, ellerim boştu; apartmandan çıkmadan önce üzerimi yeniden kontrol ettim ve elerimi cebime sokup "merhaba dünya" dedim bir kez daha. Yağmur da, fırtına da birazcık olsun azalmıştı ben evde hazırlanırken. Gideceğim yer on dakikalık yürüme mesafesindeydi. Sanki bu güzel yağmurla duş alıp rahatlayan sevgi dolu tabiatı rahatsız etmek istemezmişim gibi yürümeye başladım usul usul ve küçücük adımlarla. 50 metre sonra İlk köşeyi döndüğümde bir mektup üç satır yazı diye bir de türkü tutturmuş olduğumu farkettim. O anda içime çektim o tertemiz havayı.. Bir anda içime girdin o derin nefesimle beraber ve gideceğim yere varıncaya kadar seni düşünmeye karar verdi aklım kalbimin de isteğiye. Ne kadar gerçekçi dedi aklım senin için; aynı anda kalbim de "ne kadar da tatlı biri" diyordu.. Gözlerimse o güzel gözlerine takılmıştı, hani haksız da değildi.. Onlardan bahsetti durdu yürüdüğüm müddetçe. Burnum kokunu anlatırken bana, kulaklarım da ruhumu okşayan o masalsı sesini hatırlatmaya çalışıyordu bana. Gökyüzüne baktım o anda. Işıl ışıl parlıyordu; gümüş gibiydi sanki. Yağmur da şiddetlenmişti ve pıtır pıtır sesler çıkartarak kapişonuma vuruyordu. Sanki sendin o başımda tıpırdayan yağmur damlaları, Sanki sendin o bulut parçaları, sanki yağmur değildi de sendin beni ıslatan.


Seni gördüm her bir damlada, seni hissettim yüzüme düşen her bir yağmurcukta, seni işittim başıma vuran yağmurun sesinde.. ve seni kokladım sanki, rahmetin toprakla buluştuğu anda etrafa yayılan o tarifsiz rayihada.

15 Aralık 2011 Perşembe

Bunu Sana Yazdım

Tatlısın. 
hem de hayatımda yediğim ilk şeker kadar.
Güçlüsün.
hem de hayatımda gördüğüm en güçlü insan kadar.
Açıksın.
hem de bir haziran sabahı kadar.
mücadelecisin.
hem de bir kardelen kadar.
Hayatsın.
hem de Nil kadar.
ışıksın.
güneş kadar, andromeda kadar.

Bunu Sana Yazdım

Çok uzun zaman önce yazdığım bir yazıdan yeniden okudum dün gece, 
ilk kez nasıl değmiş gözlerim gözlerine..
ilk kez nasıl heyecanla dolup taşmış kalbim..
ilk kez nasıl alıp götürmüşsün beni benden.
***
Anlatmışımda anlatmışım sayfalarca..
Uzaktan görmüşüm seni. 
Gördüğüm anda da ok olup saplanmaş kirpiklerin kalbime.. 
Tabii o anda ne senin haberin vardı bundan..
ne de benim haberim vardı.

9 Aralık 2011 Cuma

Bunu Sana Yazdım

uyandığım anda mı geldin aklıma;
yoksa uyandıktan sonra mı, bilemiyorum doğrusu.
ama gözlerimi açtığımdan beri gözlerin var gözlerimin önünde.
***
ne kadar da güzelsin..
onu düşünüyorum.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Bunu Sana Yazdım

dün..
sabahından akşamına koşuşturmayla geçen,
tedirginlik, heyecan, endişe ve hatta bazen de korku dolu bir gündü.
**
ve hep,
"tüm bunların bittmesinin ardından eve gideceğim anı düşlemiştim" yoruldukça.
***
Sonra senden bir mesaj geldi.
ve eve gittikten sonra seni arayacağım anı beklemeye başladım sabırsızlıkla..
***
işte dün,
hem de tam bu saatlerde seni dinlemekteyim.
ve aynı anda seyredeken denizi yüksek bir yerden;
her parlayan ışıkta seni görmekteydim.
*
masal gibiydi sesin.
ve bu masal
hiç bitmesin isterim.

Bunu Sana Yazdım

gecikmiş bir yazı daha.
*
yazdıklarına cevap yazmak gelmedi içimden.
uygun bir vakitte mesaj atacaktım bu kez sana.
ancak hemen ertesi günün akşamında, yani dün, beni aradın.
ama öyle bir yerdeydim di, imkan yoktu açmama.
ben de durumumu bildiren bir mesaj attım sana.
sonra işlerim bittiğinde ve eve döndüğümde -ki saat 11 olmuştu sanırım-
hemen seni aradım.
**
uzun zamandır duymadığım sesini,
uzun zamandır içimde biriktirdiğim heyecanımla işitecek olmam
öyle bir duyguydu ki anlatamam.
sesim titreyecek diye korkmadım desem yalan olur.
***
konuştuk on-on beş kim bilir belki de yirmi dakika kadar..
"görüşelim müsait olduğunda" dedin.
mutlu oldum.
hatta çok mutlu oldum.
hatta ve hatta pek çok mutlu oldum.
**
sevgiyle kal o güne dek.

Bunu Sana Yazdım

gecikmiş bir yazı..
*
günlerden perşembeydi.
çok işim vardı, hem öylesine çoktu ki, 
hemen her sabah kontrol ettiğim e-posta kutularımı bile kontrol edememiştim.
neyse..
akşama doğru birazcık internete gireyim dedim.
bir de baktım ki, 
ne göreyim, senden bir posta gelmiş.
hemen açtım büyük ve buruk bir heyecanla..
çünkü üzücüdür ki neredeyse kaybetmek üzereydim içimde tuttuğum seni.
**
en sevdiğim ayın en sevdiğim günüydü.
ve senden beklediğim haber gelmişti,
aynı zamanda bundan başka pek güzel müjdeler de getirmişti o gün..
ben sevinmeyecektim de kim sevinecekti..
ben mutlu olmayacaktım da kim mutlu olacaktı..
ben yeniden umutla dolmayacaktım da kim dolacaktı..
ve ben sana biraz daha bağlanmayacaktım da kim bağlanacaktı..
***
çok şükür.
çok şükür ki bir kaç satır da olsun yazdın da;
bir kez daha haberdar oldum sana olan heyecanımdan.
"şükür" diyorum..
peki neden biliyor musun..
öylesine uzun oldu ki bu ara..
ve öylesine yoruldum ki..
korktum, olur da bir gün seni "daha az" düşünürüm diye.
**
pek güzel günler beklesin seni,
ey benden habersiz kimse..